11.05.2017

Basına ve Kamuoyuna

 Türkiye’nin önceden de pek parlak olmayan demokrasi ve insan hakları tablosu dokuz ayı aşkın bir süredir uygulanmakta olan OHAL ile iyice karanlık bir görünüm kazandı. Gazetelerin, televizyonların kapatılması; muhalif gazetecilerin ve siyasetçilerin tutuklanması; binlerce akademisyenin, yüzbini aşkın kamu çalışanı emekçinin işinden ekmeğinden olması;  yargı bağımsızlığının ve hukukun ayaklar altına alınması; yaşanan hukuksuzluklara karşı başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere her türlü itiraz mercii ve mekanizmasının işlevsiz hale getirilmesi; başta hak örgütleri olmak üzere sivil toplum örgütlerinin kapatılıp örgütlenme özgürlüğünün yok edilmesi, vb pek çok şey bu karanlık tablonun unsurlarını oluşturuyor.

Ancak ne yaparlarsa yapsınlar boyun eğmeyeceğiz ve sonuna kadar direnip bu gidişata dur diyeceğiz. Çünkü onurumuzu, vicdanımızı ve cesaretimizi hiçbir şekilde teslim alamadılar.

Aslında ülkenin dört yanında günlerdir, aylardır insanlar dertlerini anlatabilmek, işlerine ekmeklerine kavuşabilmek için sıradanlaşan kötülüğün karşısına onur ve vicdanlarını dikiyorlar. Bu insanlardan ikisi, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, 184 gündür Ankara’da İnsan Hakları Anıtı önünde “işimiz geri istiyoruz” diyerek hepimiz için umudu elle tutulur, gözle görülür hale getirdiler. Bu iki kamu emekçisi 64 gündür ise açlık grevi yapıyorlar. Gelinen aşamada yaşam ile ölüm arasındaki ince sınırı çoktan aştılar.

Aynı şekilde oğlunun cenazesine ulaşmak için Dersim Seyit Rıza Parkında 77 gündür açlık grevi yapan 70 yaşındaki Kemal Gün’ün de durumu yaşamsal açıdan kaygı verici kritik bir aşamaya gelmiştir.

Bizler, insan hakları, barış ve demokrasi savunucusu kurum ve kişiler olarak her koşulda ölümü değil YAŞAMI korumak ve konuşmak istiyoruz. Bu nedenle akıl ve vicdan sahibi olan herkesi Nuriye Gülmen, Semih Özakça ve Kemal Gün için duyarlı olmaya ve harekete geçmeye çağırıyoruz.

Çünkü YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR!

Aslında iki kamu emekçisinin eylemi öncelikle kendilerini hukuksuz bir biçimde işsiz bırakan hükümete yöneliktir. Yurttaşların açlığa mahkûm edildiği koşullar bizzat Hükümet eliyle ve çıkardığı KHK’lar aracılığı ile yaratılmıştır. Dolayısıyla oluşabilecek ağır ve geri dönüşü olmayan sonuçlardan bizzat Hükümet sorumlu olacaktır. Hükümeti, bu görmezden gelme tutumunu sonlandırmaya, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işe iade taleplerini derhal yerine getirmeye davet ediyoruz.

Kemal Gün’ün ise talebi oğlunun cenazesine ulaşmak, inanç ve törelerine uygun bir şekilde defnederek yasını tutmaktır. Dünyanın her yerinde, var olan tüm kültürlerde yas tutmak temel bir haktır. Hiçbir devlet yurttaşlarını bu haktan mahrum bırakamaz. Oğlunun cenazesi derhal Kemal Gün’e teslim edilmelidir.

Şunu çok iyi biliyoruz ki susmak onaylamaktır. Açlık grevi yapan iki kamu emekçisine ve oğlunun yasını tutmak isteyen babaya kulak verip, ‘artık yeter!’ diyelim. Sağlıklarını, yaşamlarını kaybetmelerine seyirci kalmayalım. OHAL’e, KHK’lara, insan haklarına ve demokrasiye aykırı her türlü uygulamaya HAYIR! diyelim. Yükselen seslerimiz dalga dalga yayılsın, başka sesler ile buluşsun, birleşsin böylelikle yaşadıklarımıza, tanığı olduğumuz tüm zulüm ve kötülüklere karşı yaşamı savunabilelim.

Çünkü kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün aslolan yaşamdır. Onur ve vicdan sahibi olarak yaşamak da direniştir. Yaşayacağız, direneceğiz ve mutlak kazanacağız, 11.05.2017.

 

İHD İzmir Şubesi

TİHV İzmir Temsilciliği

ÇHD İzmir Şubesi

Özgürlükçü Hukukçular Platformu

Halkların Köprüsü Derneği

Hak İnisiyatifi İzmir

 

Paylaş