01.02.2019

Basına ve Kamuoyuna,

Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık hakkında açılmış olan dava, düşünce ve ifade özgürlüğünün, insan hakları savunucularının korunmasına yönelik temel ilkelerin ve kamuoyunun bilgi edinme hakkının ihlalidir. Sağlık Bakanlığı, bu davadan derhal vazgeçmeli ve 2011-2016 yılları arasında Kocaeli, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ ile Antalya’da çevresel faktörlerin sağlık üzerine etkilerini değerlendiren araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmalıdır.

Gıda Mühendisi Muhreç Akademisyen Bülent Şık’ın, kendisinin de araştırmacı olarak yer aldığı Sağlık Bakanlığı’nın halk sağlığı ile ilgili bir araştırma projesinin kaygı verici sonuçlarından bir kısmını, ulusal basın yoluyla kamuoyuna açıklamasının ardından, Sağlık Bakanlığı’nın “Yasaklanan bilgileri temin etme”, “Yasaklanan bilgileri açıklama” ve “Göreve ilişkin sırrın açıklanması” gerekçesiyle Bülent Şık hakkında açmış olduğu dava, bilim insanlarının ve insan hakları savunucularının ifade özgürlüğünün ve kamuoyunun bilgi edinme hakkının ihlalidir.

Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel hukuk, bilgiyi arama, elde etme ve yayma özgürlüğünü de içeren düşünce ve ifade özgürlüğünün, bütün toplumlar için elzem ve demokratik devletin temeli olduğunu belirtir.

Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19/2. maddesine göre, ifade özgürlüğü “ülke sınırları dikkate alınmaksızın, ister sözlü, yazılı ya da basılı ya da sanatsal formda olsun, isterse de kişinin kendi seçtiği her hangi bir başka yolla olsun, her türlü bilginin ve fikirlerin araştırılması, edinilmesi ve yayılması özgürlüğünü içerir.”

Düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının kullanılması, insan hakları savunucularının ve bir hak savunucusu olarak bilim insanlarının insan haklarını geliştirmeye ve korumaya yönelik faaliyetleri için vazgeçilmezdir. Nitekim BM İnsan Hakları Komitesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin düşünce ve ifade özgürlüğünü düzenleyen 19. maddesi ile ilgili olarak yaptığı 34 Sayılı Genel Yorum’un 2. paragrafında “ifade özgürlüğü, insan haklarının geliştirilmesi ve korunması için elzem olan şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmesi için gerekli bir koşuldur” denmektedir.

Öte yandan Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı da (AGİT/OSCE) “İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına ilişkin Kılavuz İlkeler[1]”inin “Kamu menfaatini ilgilendiren bilgilere erişim ve bu bilgileri ifşa eden kişiler” başlıklı bölümünde, hem kamu hem de özel sektörde meydana gelen insan hakları ihlalleri ve yolsuzlukları açıklayarak kamu yararına hareket eden kişilerin (araştırmacı gazeteciler, bilim insanları vb.) insan hakları savunucusu niteliğinden ve demokratik toplum için öneminden söz eder. Bu bağlamda devletler tarafından, ihlal ve yolsuzluk bilgilerini açıklayan kişilere koruma sağlayan yasalar ve uygulamalar getirilmeli ve suskunluğa karşı güvenli bir alternatif sağlanmalıdır. Özellikle de bilgileri açıklayan kişiler/savunucular aleyhinde işletilen hukuki süreçlerde açıklanan bilginin taşıdığı kamu yararına önem verilmelidir. Bilgileri açıklayan kişiler, devlet görevlilerinin veya devlet dışı aktörlerin sorumlu olduğu ağır insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklar ile ilgili bilgileri ortaya çıkarırken -ki bu bilgiler devlet sırrı olamaz- devlet sırlarını ifşa etmelerinden dolayı haklarında yürütülecek kovuşturma ve verilecek cezalara karşı özellikle de korunmalıdırlar.

Oysa Sağlık Bakanlığı, Bülent Şık’a dava açarak Türkiye’nin de taahhüt ettiği bu evrensel norm ve ilkelere tümüyle aykırı davranmaktadır.

Sağlık Bakanlığı 2011-2016 yılları arasında Kocaeli, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ ile Antalya’da yaptırdığı, amacı araştırma yapılan bölgelerde çevresel faktörlerin sağlık üzerine etkilerinin değerlendirilmesi olan araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmamış; söz konusu araştırmanın çevre ve insan sağlığı açısından kaygı verici sonuçlarının bir kısmından, Bülent Şık’ın açıklamaları sayesinde haberdar olmuştur.

Bilim insanının ve hak savunucusunun kamuoyunu bilgilendirme ve  halk sağlığı ve çevresel kirlilikle ilgili gereken tedbirleri almaları için yerel ve merkezi otoriteleri uyarma hakkı ve sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğa uygun olarak, Bülent Şık, Bakanlık’ın gizlediği araştırma sonuçlarının, kendisinin araştırmacı olarak bizzat yer aldığı kısmını, ulusal basın kanalıyla kamuoyu ile paylaşmış; söz konusu proje çerçevesinde alınan su, toprak, bitki ve çeşitli deniz ürünleri numunelerinde izin verilen limitlerin üzerinde pestisit kalıntıları ve kanserojen kimyasal kalıntılar bulunduğunu ifade etmiştir. Şık’ın açıklamasına göre, Bakanlık’ın araştırmasından elde edilen veriler, tek tek bütün bireyleri, bir bütün olarak toplum sağlığını ve yaşam hakkını doğrudan ilgilendirmektedir.

Görev ve sorumluluk sahası halk sağlığını korumak, çevresel ve endüstriyel hijyeni sağlamak ve çevre kirlenmesini önlemek olan Sağlık Bakanlığı’nın halk sağlığını doğrudan ilgilendiren bir konuda kamuoyunu bilgilendirmemesi, sağlık hakkı başta olmak üzere, yaşam hakkı, gıda hakkı, çevresel bilgiye erişim hakkı gibi pek çok bireysel, sosyal ve kolektif hakkın ihlali anlamına gelmektedir. Bu durum göstermektedir ki halk sağlığını ilgilendiren bir konuda kamuoyunu bilgilendirmek, tek başına Sağlık Bakanlığı’nın tasarrufuna bırakılmayacak kadar kolektif bir sorumluluktur. Nitekim T.C. Anayasası’nın 56. maddesinde de sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını korumak, yalnızca devletin değil vatandaşın da görevi olarak ifade edilmiştir. Bu maddeye göre,  “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” Dolayısıyla Bülent Şık, hem hak savunucusu bir bilim insanı olarak kendisine düşen sorumluluğu, hem de bir yurttaş olarak Anayasa’da tüm yurttaşlara verilen bir ödevi yerine getirdiği için yargılanmaktadır.

Görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen Sağlık Bakanlığı, bir an önce araştırmanın sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmak ve gerekli önlemleri almak yerine, kendi araştırmacılarından olan Bülent Şık’a dava açarak, haksız ve hukuksuz bir uygulamaya imza atmakta, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi temel demokrasi ilkelerini çiğnemektedir.

Bu haksız dava karşısında, bilimsel, etik ve yurttaşlık bilinciyle davranan Bülent Şık’ın yanında olduğumuzu bildiririz. Bakanlık, Şık hakkında açtığı düşünce ve ifade özgürlüğünü ve insan hakları savunucularının korunmasına yönelik temel ilkeleri ağır bir biçimde ihlal eden bu davadan derhal vazgeçmeli, araştırma sonuçlarının gerektirdiği önlemleri almakla meşgul olmalıdır.

Saygılarımızla,

Türkiye İnsan Hakları Vakfı

 

[1] Bkz. İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına İlişkin Kılavuz İlkeler, OSCE/ODIHR 2016 https://www.osce.org/tr/odihr/230596?download=true

Paylaş