Şebnem Korur Fincancı’nın 5 Eylül 2016 tarihli Evrensel Gazetesi’nde yer alan köşe yazısı…

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencilik yılları, fakültenin karşısında ikinci yuvamız İkizler Kıraathanesi. Yüzünün yarısını kaplayan gözlüklerinin arkasında gözleri pırıl pırıl parlayan, dağınık saçlarını arada elleriyle daha da dağıtarak kafasının içini düzene soktuğu anlaşılan küçücük bir çocuk satranç oynuyor. Karşısındaki rakibini kısa sürede yenip, bir anda bedeninin bütün hücreleriyle gülmeye başlıyor. Gülüşü bulaşıcı, bütün kahve ahalisi gülmeye başlıyoruz bir çocuğun en içten gülüşüne katılarak. Bizim öğrencilerden birinin kardeşi mi acaba, diye düşünürken, kendisini tanıtıp birinci sınıfta olduğunu söylüyor hemen. Kucaklaşıyoruz, o anda,  orada kardeş edindiğim Ümit Biçer ile… Evet, bu yıl Dünya Barış Günü’nde bizlerle alay edercesine “kamu görevinden ihraç” kararı alınanların arasına sıkıştırılan 44 Barış için Akademisyenden biri, Kocaeli Üniversitesi’nin Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. #ÜmitBiçer’den söz ediyorum. Kardeşimden, meslektaşımdan, sonrasında ben adli tıp uzmanlığını seçince, ardımdan adli tıp uzmanı olmaya karar veren ve birlikte insan hakları mücadelesinin ameleliğine soyunduğumuz, Türkiye’nin adını kâh çocuk cezaevleri, kâh toplu mezar kazıları ile yakından bildiği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın yönetiminde birlikte emek verdiğimiz gurur kaynağımızdan. Suça ortak olmayacağımızı hep birlikte duyurup da şimdi ihraç listesinde olanların her biri için, hele Kocaeli ekibi için öyle çok söyleyeceğimiz var ki, bu küçücük köşeye sığdırmak zor. Onun için içlerinden, neredeyse 40 yıla yaklaşan kardeşlik hukukumuz ile sevgili Ümit Biçer’i ve ilk tanışıklığımızı anarak başladım bu yazıya. Kocaeli Üniversitesi Rektörü’nün barış imzacılarından tulum çıkarma keyfiyetine inat!

Darbe girişiminin dehşeti memleketin üzerinde tüterken, bu dehşeti fırsat bilip yapılanların keyfiyeti günler geçtikçe daha fazla üzerimize çöker oldu. Hangi birinden söz etsek, ciltlere sığmaz. Gözaltılardan cezaevlerine, açığa almalardan kamudan ihraca her adım bir keyfiyete işaret ediyor açıkça. Sorgusunda hekimlik uygulamalarından başka hiçbir soru soramadıkları Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun hekimi, sevgili hekimim ve meslektaşım Dr. #AlpÇetiner’in iyi hekimlik uygulamasının beğenilmeyip bir aydır tutuklu olması, çok sevdiği kitaplarının bile uzun gecikmelerle kendisine zar zor ulaştırılması, her kurumda bir kişinin insafına terk edilen ve o kişinin iki dudağı arasından çıkanla açıklanan, kim bilir belki de bahane edilen kısıtlamalar, doğrudan aktarılanlardan öğrenebildiklerim. Suç isnadını ve aksi kanıtlanana kadar temel alınması gereken masumiyet karinesini bir tarafa bıraktık, suçun şahsiliği ilkesinden tümüyle çıkıp, Can Dündar’ın eşinin, o hepimizin gözleri önünde cesareti ile içimize işleyen Dilek Dündar’ın pasaportuna el koyma pervasızlığını yapanlar, sanıyor musunuz ki bu keyfiyeti yalnız onlara uyguluyorlar? Korktukları için adlarını vermekten kaçınan öyle çok insana dair benzer öykülerle karşı karşıya kalıyoruz ki! Bu öyküler bizlere aşina, 12 Mart’tan, 12 Eylül’den bildiğimiz öyküler. Cuntaların öyküleri… Aranan yerine eşinin, çocuklarının, anne babasının gözaltına alındığı, evlerde küçücük çocukların çaresizliğe terk edildiği, komşuların korkudan çocuklara sahip çıkamadığı zamanları yaşamıştık biz daha önce de. Darbelerin burjuva hukukunu dahi askıya alan keyfiliğinde tarumar olmuş hayatların tanığıyız hanidir.

Neredeyse 100.000’e varan açığa almalar, ihraçlar hangi koşullarda gerçekleşiyor? Soruşturmalar açık yürütülüyor mu? Soruşturma sonucunda verilen kararlara karşı kişilerin savunmaları alınıyor mu? Ulaşabildiklerimizin tamamında bu soruların yanıtları olumsuz ve adil yargılama hakkı açıkça ihlal ediliyor. Yeniden başa dönelim, ihraç edilen barış imzacılarına. Bu kocaman listeye barış imzacılarını dahil eden Rektörler hangi soruşturma sonuçlarını kullandılar, diye soralım. Sevgili Ümit Biçer o listeye alındıysa, bir imzacı olarak ben niye ihraç edilmedim hala? Yeni bir liste belirsizliği ile bizleri de korkutmak ve sindirmek midir hedeflenen? Biliyorsunuz Kocaeli imzacıları sabaha karşı evlerinden gözaltına alınmıştı ilk başlarda, akademisyenlerin karanlık olmakla suçlanmasının ardından. O zaman da bu ayrımcılığa kızmıştım. Sen misin kızan,  gözaltıyla yetinmeyip tutukladılar ya beni. Kamu görevinden ihraca kızdım diye, bu kez de el yükseltip vatandaşlıktan çıkarmasınlar da…
Bakmayın böyle dediğime, bilim insanları birilerinin keyfiyetiyle bilim üretmekten vazgeçmeyecekleri gibi vatandaşlık da keyfiyete tabii değildir. Üzerimize hangi yaftayı yapıştırmaya çalışırlarsa çalışsınlar, altından insanlık için mücadele direncimiz çıkar.

https://www.evrensel.net/yazi/77420/keyfiyet