BASINA VE KAMUOYUNA

Aliağa 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olan ve adil yargılanma hakkı talebiyle ölüm orucunda olan Mustafa Koçak, 12 Mart 2020 Cuma Günü 16.30 sularında koğuşundan robocop ve jandarmalar tarafından alınarak; rızası dışında, ailesine ve avukatlarına haber dahi verilmeden İzmir Aliağa Ceza İnfaz Kurumları Kampus Devlet Hastanesi Dâhiliye Servisine götürülmüştür.

Kamuoyunun da bildiği üzere Mustafa Koçak, zorla müdahale için hastaneye kaldırıldığı gün ölüm orucunun 254. günündedir. Koçak’ın sağlık durumu kritik aşamayı çoktan geçmiş, bu anlamda yapılacak en ufak bir hatalı eylem, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilecektir. Sağlık durumu bu kadar hassas olan Koçak’ı zorla müdahale tehdidine maruz bırakmak kabul edilemez.

Dünya Tabipler Birliği (DTB) Malta Bı̇ldirgesi ve beraberinde Tokyo Bildirgesi;hekimlerin bağlı kalmak zorunda oldukları ilkeleri sıralamaktadır. Bu anlamda, bir kişi – açlık grevcisi de dâhil olmak üzere – müdahaleyi reddettiği koşulda, hekimin görevi kişinin bu iradesine saygı göstermektir.

Tokyo Bildirgesinde;“Bir hükümlü beslenmeyi reddettiğinde, eğer hekim, beslenmeyi gönüllü olarak reddetmenin yol açacağı sonuçlar üzerinde kişinin tam ve doğru bir yargıya varacak yetenekte olduğu kanısında ise, bu kişiyi damardan beslemeyecektir” denilmektedir. Yine Malta Bildirgesi’nde;açlık grevi-ölüm orucu yapan kişi ve hekim arasındaki sadakat, hekim-açlık grevci ilişkisinin gizliliği, güven, yarar-zarar ve etik kurallar belirlenmiştir. Malta bildirgesinde yaşam hakkına saygı etik bir kuralken, ölüm orucu yapan kişinin kendi kararına uyulması etik bir “zorunluluk” olarak tarif edilmektedir. Eylemcinin bilinci açıkken verdiği karar bilinci kapandığında da aynen geçerlidir. Hekimin etik sorumluluğu ancak bu çerçevede tartışılabilir. Türk Tabipler Birliği de bu esasları aynen benimsemiştir ve bu yönde uygulanmasını sağlama yükümlülüğü içerisindedir.

Tüm bu uluslararası metinlere ve hekimlerin uymak zorunda oldukları meslek etik ilkelerine rağmen, Aliağa Şakran Ceza İnfaz Kurumu Hastanesi hekimlerince tüm bu etik değerler yok sayılmış, zorla besleme yapılmış ve avukat görüşü yapılmamasına dair karar alınmıştır.

Koçak’ın hastaneye götürüldüğü günden bu yana, durumu hakkında sağlıklı bir bilgiye ulaşabilmek mümkün olamamıştır. Zira tüm ısrar ve çabalara rağmen, Koçak ailesi ve avukatları ile görüştürülmemekte, yine sağlık dosyasına ve kendisine uygulanan tıbbi müdahalenin içeriğine erişmeleri keyfi bir şekilde engellenmektedir. Mustafa Koçak’ın ölüm orucuna başladığı günden bu yana, sağlık durumunun bağımsız hekimler tarafından izlenmesi yönündeki talebi reddedilmekte; 12 Mart 2020 tarihinde kaldırıldıktan sonra, İzmir Tabip Odası süreci takip etmek üzere iki bağımsız hekimi görevlendirmiş olmasına rağmen, Koçak’ın bağımsız ve tarafsız bir hekime erişim hakkı bizzat İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından engellenmektedir.

En temel hasta haklarının dahi açıkça ihlal edildiği bu süreçte; yapılan Aliağa Ceza İnfaz Kurumunun çevresinde güvenlik tedbirleri almak, aileyi ve sevdiklerini cezaevine yaklaştırmamak olmuştur. Dayatılan fiili ve keyfi engellemeler nedeniyle avukatlarının dahi Cezaevi Kampusuna girmekte zorlandığı koşullarda; avukatlar bizzat Cezaevi Müdürü tarafından kampus ortasında tehdit edilmiş, üzerilerine yürünmüş, avukatların vermek istedikleri dilekçe dahi saatlerce alınmak istenmemiştir. Yaklaşık 6 saat boyunca alınmayan dilekçe, Başsavcılık tarafından cezaevi idaresinin aranmasının ardından alınmış, ancak tüm taleplere rağmen dilekçenin alındığına dair her hangi bir kayıt/belge avukatlara verilmemiştir. Oysa belirtmek gerekir ki; “3071 Sayılı Dilekçe Hakkının Kullanmasına Dair Kanunu”na göre; dilekçe vermek bir haktır ve idari makamların dilekçe alması zorunludur. 2004/12 sayılı Başbakanlık Genelgesine göre; alınan dilekçeye ilişkin alındı belgesi vermek zorunludur. Ancak cezaevi idaresi usul ve yasaya açıkça aykırı davranmıştır.

Bir kez daha belirtmek gerekir ki; 12 Mart 2020 tarihinden bu güne kadar ne yazık ki Mustafa Koçak’ın durumu hakkında sağlıklı bir bilgiye ulaşılabilmiş değildir. Yalnızca glikoz yüklemesi ve damar temizlemesi yapıldığı, aksi yönde iradesi olmasına rağmen zorla müdahalede bulunulduğu, ısrarlı çabalar sonucunda sözlü olarak alınabilmiş bilgilerdir. Oysa ölüm orucu yapan kişilerin zorla besleme sonrasında sakat kaldıkları, hafızalarını kaybettikleri, Wernicke-Korsakoff oldukları hatta yaşamlarını yitirdikleri daha önce deneyimlenmiş olup, bunun başlıca nedeninin hızlı, yoğun glikoz yüklemesi olduğu bilinmektedir.

Mustafa KOÇAK’ı yaşatmanın yolu uluslararası protokolleri ve temel insan haklarını hiçe sayarak zorla müdahalede bulunmak değildir. Mustafa KOÇAK’ın talepleri kabul edilmeli, adil yargılanma hakkı iade edilmelidir.

Mustafa Koçak yaşatılabilir. Ancak bunun yolu bedenine iradesi dışında bir müdahale değil, ancak ve ancak son derece meşru taleplerinin kabulü ile mümkündür. Gözaltında fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz bırakılan, tutuklandıktan sonra yalnızca bir itirafçının üzerine verdiği beyanla hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen, yargılama sırasında savunma hakkı kısıtlanan Mustafa Koçak’ın “adil yargılanma” talebi görmezden gelinemez. Esasında adil yargılanma hakkından söz edemediğimiz, sansürün, yasağın, baskı ve zorun gündelik hale geldiği Türkiye’de Mustafa KOÇAK’ın ölümü göze alarak dile getirdiği “adil yargılanma” isteği, adalet ve özgürlük isteyen tüm kesimlerin de talebidir.

Kritik aşamayı çoktan geçmiş, bugün ölümle karşı karşıya olan Mustafa Koçak, bu kadar meşru olan talebi kabul edilmediği için yaşamını kaybettiği koşulda, sorumlusu, açık ki bugün bu zor ve baskıyı sistematik olarak derinleştiren ve üreten siyasal iktidardır. Bu anlamda öncelikle ölüm orucu eylemi yapan Mustafa Koçak’ın haklı ve meşru talebinin kabulü gerektiği ortadadır.

Bununla birlikte bugün yaşanan süreç bağlamında tekrar belirtmek isteriz ki, zorla müdahale hekimlik etiğine aykırı olup, bireyin bedenine haksız bir müdahale anlamına gelmektedir. Bu anlamda zorla müdahale işkencedir. Tüm hekimlere bu konuda meslek etiğinin gereğine uygun şekilde davranmaları gerektiğini hatırlatıyoruz. Mustafa’nın sağlık durumunun bağımsız hekimlerce takip edilmesi talebi karşılanmalı, ailesi ve avukatları ile görüştürülmemesi yönündeki keyfi uygulama ise bir an önce son bulmalıdır.

Tüm duyarlı kamuoyunu, baskı, zor ve adaletsizliğe karşı Mustafa Koçak’ın dile getirdiği “adil yargılanma” istek ve talebine sahip çıkmaya çağırıyor, Mustafa Koçak’ın yaşamasının hepimizin sorumluluğu olduğunu belirtiyoruz. Mustafa Koçak’ın sağlık durumuna ilişkin sağlıklı bilginin alınabilmesi ve görüşme sağlanabilmesi amacıyla tüm duyarlı kamuoyunu destek ve dayanışmaya çağırıyoruz.

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

ÖZGÜRLÜK İÇİN HUKUKÇULAR DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI İZMİR TEMSİLCİLİĞİ

 

Paylaş