BASINA ve KAMUOYUNA

10 Mart 2020, Diyarbakır

31 Mart 2019 tarihinde yapılan seçimlerde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Selçuk Mızraklı, 19 Ağustos 2019 tarihinde içişleri bakanlığının kararıyla başkanlık görevinden alınmış ve yerine il valisi kayyum olarak atanmıştı.

Selçuk Mızraklı görevden alındıktan bir süre sonra, 22 Ekim 2019 tarihinde gözaltına alınmış ve daha sonra çıkarıldığı sulh ceza hakimi tarafından tutuklanmıştı.

Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi dün kararını açıklamış ve Mızraklı’nın 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmasına karar vermiştir. Mahkemenin, hukuk dışı bir şekilde elde edilen sözde delillere dayanarak söz konusu cezayı verdiğinden hiçbir kuşkumuz yoktur. Nitekim Başkan Mızraklı, şüpheli olarak UYAP’a kaydedilmeden 2009-2014 yılları arasında cemaat mensubu hakim-savcıların kararıyla dinlenmiş, ancak hakkında bir işlem yapılmamıştır. CMK 138. Maddeye göre bir kişi hakkında iletişimin tespiti kararı verilmesi için öncelikle şüpheli veya sanık sıfatını alması gerekmektedir. Ancak Başkan Mızraklı, 10 Temmuz 2017 tarihinde şüpheli olarak UYAP’a kaydedilmiştir. Bu durumda mahkeme, yasadışı dinlemeler sonucunda elde edilen sözde delilleri dikkate almış ve hüküm kurmuştur.

Bir diğer hukuksuzluk hali ise Mahkemenin, Mayıs 2016 tarihinde teslim olan itirafçı tanık H.B.A.’nın teslim olmasından neredeyse 3 yıl sonra ve seçimden 10 gün önce 20 Mart 2019 tarihinde verdiği sözde beyanlara itibar etmesidir. H.B.A.’nın vermiş olduğu iddia edilen beyan, alışılmış ve yasal formatın dışında alınmıştır. İtirafçı tanık, yakalanmasından 3 yıl sonra cezaevinde tutuklu olarak yargılandığı sırada, cezaevinden nasıl çıkarıldığı belli olmadan, Kayseri Cezaevinden Diyarbakır’a getirildiği iddia edilmiş,   Başkan Mızraklı hakkında beyanda bulunmuştur.  İfadenin altında iki jandarma görevlisinin yazıcıdan çıkmış sicil numaraları ve el ile atılmış imzaları bulunmaktadır. Ancak Cumhuriyet Savcısının sicili daha sonra el ile yazılmıştır. Hazır bulunan “Katip” kısmında ise ne bir sicil, ne de bir imza bulunmaktadır. Asgari şekil koşullarına bile uymayan bu ısmarlama ifade, mahkeme tarafından muteber kabul edilerek hükme esas alınmıştır. Bu arada itirafçı tanık H.B.A., geçtiğimiz günlerde hakkında açılan davadan beraat etmiştir.

Mahkeme H.B.A.’nın beyanlarının hangi koşullarda alındığı, ifadenin hukuka ve yasaya uygun alınıp alınmadığının araştırılması yönündeki taleplerimizi reddetmiştir.

Yani işin özeti şudur: Polis veya Jandarma tarafından yazılan Fezlekeler iddianameye dönüşmekte, İddianameler de karar haline gelmektedir. Delillerin hukuka uygun bir şekilde toplanıp toplanmadığı konusunda bir araştırma yapmayan, Mahkemelere artık gerek kalmamıştır. Böylece yargı adeta cübbeli polisler ordusu haline gelmiştir.

Kayyum; hukuk devleti ilkelerine ve demokrasiye karşı taammüden işlenmiş bir cinayettir.  Hiçbir hukuksal ölçüye sığmayan bu cinayeti örtbas etmek, kayyum uygulamasını devam ettirmek için belediye başkanları aleyhine ısmarlama soruşturma ve kovuşturmalar açılmakta, bu davaların mahkumiyet ile sonuçlanması içinse her gün hukuktan ve adaletten biraz daha uzaklaşmak suretiyle deliller (!) üretilmektedir. Bu keyfilik ve içinde adalet olmayan politikalardaki ısrar, hukuksuzluğu ve adaletsizliği çoğaltmakta ve her gün buna yeni bir halka eklemektedir.

Hukuk güvenliğinin yerini yargının keyfi uygulamaları almış, yurttaşlar için bir güvence olması gereken yargının kendisi,  yurttaşlar için bir tehdit haline gelmiştir.  Artık, hükümetin ekonomik, sosyal, kültürel, iç ve dış politikalarını eleştiren herkes hükümetin ve dolaysıyla yargının hedefidir.   Herkes tehdit altındadır. Topluma; ya tanık olduğu haksızlıklara, hukuksuzluklara itiraz etmemesi ya da terörizm suçlaması, vatan hainliği veya cezaevi arasında bir tercih yapmaya zorlanmaktadır. Yani çok seslilik ve fikir özgürlüğü  konusunda garantör olması gereken devletin kendisi yurttaşın fikir özgürlüğünü tehdit eder hale gelmiştir.

Bizler aşağıda imzası bulunun hak örgütleri olarak;

Hukuk dışı ve keyfi tutuklama ve yargılamalardan vazgeçilmesini

Başkan Mızraklı’nın derhal serbest bırakılmasını ve görevine iadesini,

Hukuka ve yasaya aykırı elde edilen delillere rağmen Başkan Mızraklı’nın tutukluluğunda ve cezalandırılmasında ısrar eden yargı mensupları hakkında soruşturma başlatılmasını ve tedbiren açığa alınmalarını talep ediyoruz.

Diyarbakır Barosu

Diyarbakır Tabip Odası

Hak İnsiyatifi Diyarbakır Temsilciliği

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Diyarbakır Temsilciliği

Paylaş