Açlık grevleri süreci ile ilgili bugün (10 Mayıs 2019, Cuma) yaptığımız ortak açıklamanın metni aşağıdadır:

Başta siyasal iktidar olmak üzere istisnasız herkese sesleniyoruz:

İnsanın Sahip Olduğu Onur ve Değere Saygı Gösterin,

Yaşama Ses Verin!

İmralı Hapishanesi’nde tutulmakta olan dört mahpusa uzun zamandan beri avukat ve aile görüşü yaptırılmayıp mektup, telefon vb. iletişim olanaklarından yararlandırılmayarak tecrit uygulanmaktadır.

Örneğin, İmralı Hapishanesi’nde tutulan Abdullah Öcalan, avukatları ile 27 Temmuz 2011 tarihinden beri görüşememekteydi. Avukatlarının müvekkilleri ile görüşmek için yaptığı başvurular ise 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 59. maddesindeki hükümlülerin avukatlarıyla görüşebilmesine dair açık hükme rağmen keyfi sebepler gerekçe gösterilerek sürekli reddedilmekteydi. OHAL ilanından sonra 3 Ekim 2016 tarihli 676 KHK ile 5275 sayılı kanunu 59. maddesine ek fıkralar eklenerek, çeşitli somut durumlar nedeni ile avukat görüş yasağı getirilmiştir. Bu tarihten sonra da İnfaz Hakimliği kararı ile yasaklama sürdürülmüştür. Avukatların 25 Nisan 2019 tarihinde yaptığı son görüşme talebi de sözü edilen gerekçelerle 809. kez reddedilmişti.

Bunun yanısıra aile görüşü ile ilgili olarak hiçbir kanuni sınırlama ve yasaklama söz konusu olmamasına rağmen bu konudaki yasaklamalar da keyfi olarak sürdürülmüştür. Oysa, “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun” ve bu kanunun 83. ve 116. maddelerine dayandırılarak hazırlanmış olan “Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik”te hükümlülerin (ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olanlar da dahil) 15 günde bir kez olmak üzere biri açık ve diğeri kapalı ayda iki kez görüşme yapabileceği açıkça belirtilmektedir. Disiplin suçları nedeniyle kurum amirlerine verilen ziyareti kısıtlama yetkisinin üst sınırı bir yıldır. Bununla birlikte söz konusu yönetmeliğin 5. maddesine göre hükümlülerin hücreye koyma biçiminde disiplin cezası almaları halinde bile resmi yetkililer ve avukatlarıyla görüşmeleri hiçbir şekilde engellenemez.

Türkiye iç hukukundaki durum bu iken, Türkiye’nin Anayasa 90. maddesi uyarınca uyması gereken uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve BM kararları bulunmaktadır. Aralık 2015’te güncellenen BM Mandela Kuraları ise mahpus haklarını ayrıntılı olarak düzenler ve tecridi yasaklar.

İnsan haklarına saygılı çağdaş ceza infaz anlayışına göre tutuklu ve hükümlülerin ruh ve beden sağlıklarını korumaları, savunma haklarını kullanabilmeleri için aile ve avukat görüşü yapmaları mutlak bir zorunluluktur. Kaldı ki, dış uyaranlardan yoksunluk anlamına gelen ve bu nedenle insan sağlığına doğrudan zararlı olduğu tüm bilimsel çalışmalarda kanıtlanmış olan mahpuslara yönelik tecrit uygulamalarının sonlandırılması gereği uzun yıllardır ülkemiz için temel bir gündem maddesi olmuştur.

HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, işte bu nedenle Diyarbakır D Tipi Hapishanesi’nde 8 Kasım 2018 tarihinde açlık grevine başlamıştır. Leyla Güven’in ardından 16 Aralık 2018’den itibaren de farklı tarihlerde farklı cezaevlerinde mahpuslar aralıklarla süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başlamıştır. Aynı zamanda hapishanede olmadığı halde Türkiye’deki tecridi protesto etmek için birçok kişi de dışarıda açlık grevine başlamıştır.

Kurumlarımızın tespit edebildiği kadarıyla, 22 Nisan 2019 tarihi itibarıyla Türkiye genelinde 90 hapishanede aralarında milletvekillerinin de olduğu 2983 mahpus süresiz ve dönüşümüz açlık grevi eylemi yapmaktadır. 30 Nisan 2019 tarihinden itibaren 4 hapishanede toplam 15 mahpus, 10 Mayıs 2019 tarihinden itibaren de 5 hapishanede daha 15 mahpus olmak üzere toplam 30 mahpus sürdürdükleri açlık grevini kendi ifadeleri ile “ölüm orucuna” dönüştürdüklerini, bir başka deyiş ile talepleri kabul edilmezse ölünceye kadar açlık grevini sürdüreceklerini açıklamışlardır.

Gelişmelerin vardığı bu kaygı verici aşamada hapishanelerde açlık grevinde bulunan mahpusların anneleri, çocuklarının yaşamsal açıdan tehlikeli durumlarını kamuoyunun ve yetkililerin gündemine taşımak amacıyla basın açıklaması, oturma eylemi vb. etkinlikler yapmaktadır. Adeta bir çığlık şeklinde yapılan bu demokratik içerikli eylemlere dahi tahammülsüzlük gösterilmekte, anneler kolluk güçlerinin yoğun şiddetine maruz kalmaktadırlar. Toplanma ve gösteri hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının pervasızca çiğnendiği, kamu vicdanında derin yaralar açan bu durum kesinlikle kabul edilemez.

Hal böyle iken avukatların Bursa 1. İnfaz Hâkimliği’nin aldığı İmralı Hapishanesi’ndeki mahpuslara yönelik görüş yasağı kararına karşı yaptıkları itiraz 17 Nisan 2019 tarihinde Bursa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve hukuken yasak kaldırılmıştır. Buna karşın avukatları Abdullah Öcalan ile ancak 2 Mayıs 2019 tarihinde görüş yapabilmiştir. Bu görüşmenin ardından Abdullah Öcalan ve İmralı Hapishanesi’nde kalan diğer 3 mahpusun ortak olarak kaleme almış oldukları bir mektup bizzat devlet görevlileri tarafından avukatlara ulaştırılmıştır. Avukatlar da söz konusu mektubu 6 Mayıs 2019 tarihinde kamuoyu ile paylaşmıştır.

Başta anneler olmak üzere açlık grevleri konusunda duyarlılığı olan kesimlerde açlık grevi sürecinin olumlu sonuçlanacağı umuduna yol açan bu görüşme ve mektup tecridin kaldırılması önünde hukuki hiçbir engelin bulunmadığını, bugüne kadar sürdürülen uygulamanın keyfi olduğunu bir kez daha açıkça göstermiştir.

Açlık grevini sürdüren mahpuslar ise temsilcileri aracılığı ile bir defalık avukat görüşünün tecridin kalktığı anlamına gelmediğini ve bu görüşmelerin rutin olarak yapılacağına dair Adalet Bakanlığı açıklaması olmadığı için açlık grevi eylemlerinin sürdüreceklerini açıklamışlardır. Aynı şekilde Leyla Güven ve dışarıda açlık grevi yapan milletvekilleri de eylemlerini sürdüreceklerini açıklamışlardır.

Geçmiş deneyimlerden çok iyi bilmekteyiz ki gelinen aşamada açlık grevini sürdüren mahpuslar çok ağır ve ciddi bir yaşam tehdidi altındadırlar, geri dönülemeyecek sağlık sorunları ile karşı karşıyadırlar. Yukarıda aktarılan kitlenme ve çözümsüzlük hali kaygı vericidir. Toplumun vicdanında derin ve onarılmaz yaralar açacak olumsuz hiçbir gelişmeye izin verilemez. Bir an önce hukuku ve insanı esas alan bir çözüm ortamı oluşturularak açlık grevlerinin sonlandırılması sağlanmalıdır.

Bu nedenle başta siyasal iktidar olmak üzere istisnasız herkese sesleniyoruz: İnsanın sahip olduğu onur ve değere saygı gösterin, yaşama ses verin. Hiçbir şey insan yaşamından daha değerli değildir.

İnsan Hakları Derneği & Türkiye İnsan Hakları Vakfı

 

Paylaş