MENÜ
ANA SAYFA
x

Yeni bir Ruanda ve Bosna Yaşanmadan Harekete Geçilmeli

19.12.2015

19.12.2015

Kürdistan’da yaşanan sürecin insanlık tarihine utanç kaynağı olarak geçen yakın tarihli Bosna ve Ruanda soykırımlarını hatırlattığını dile getiren Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, ” Tekrar bir insanlık utancının Kürdistan’da yaşanmaması için uluslar arası kamuoyu ve Türkiye kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz; Her şey çok geç olacak o nedenle bir an önce herkesin en yüksek sesiyle bunu haykırması harekete geçmesi gerekiyor” dedi.

Kürdistan’a savaş açan devlet, tank, top, onbinlerce askerler şehirlere saldırıyor. Halk ise saldırılara karşı özyönetim ve özsavunması ile direnişini sürdürüyor. Hukukçular, “Burada yaşananlar, uluslararası ceza hukukuna aykırı ve yargılanma gerekçesidir” derken bizde Kürdistan’da yönelik topyekun saldırıları daha önce Bosna’da soykırım saldırılarında adli tıp uzmanı olarak görev alan Prof. Dr Şebnem Korur Fincancı ile konuştuk.

‘Hiçbir hukukta yeri yok’

Fincancı, uygulanan sokağa çıkma yasaklarının Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi de dahil olmak üzere insan haklarını savunan hiçbir uluslararası sözleşme ile bağdaşmadığını söyledi. Yasal olmayan bir durumla karşı karşıya olunduğunu kaydeden Fincancı, apaçık yaşam hakkı başta olmak üzere tüm temel hak ve özgürlüklerin büyük tahribatlara uğrayarak büyük hak ihlallerinin doğduğunu ve bu durumun tarihteki diğer katliamlar gibi utanç verici olduğunu söyledi.

‘Sokağa çıkma yasağı açık işkence olarak tanımlanmalı’

Sokağa çıkma yasaklarının sistematik bir şekilde halka karşı sürdürülen işkence olduğunu kaydeden Fincancı, “Aslında sokağa çıkma yasakları biliyorsunuz ki ayrımcılığa dayalı nedenlerle insanların ağır bir şekilde fiziksel ve ruhsal şiddete maruz kalması olarak tanımladığımız işkencenin bir parçasıdır. İşkence olarak tanımlamak doğru olacaktır çünkü; insanları engelleyen, sınırlayan, kısıtlayan, onların en temel haklarını ve gereksinimlerine ulaşmalarını engelleyen bir tutumla karşı karşıyayız. Üstelik bunlar sokağa çıkma yasağıyla sınırlı kalmıyor. İnsanların su gereksinimini karşıladığı su depolarına keskin nişancılarca ateş açılarak halkın susuz kalmasına sebep olan, elektriği keserek ısınma, barınma, eğitim ve kendilerini geliştirici bir takım şeyleri olanaksız kılan bu tabloyu beraberinde getiriyor. Tabi yaşam hakkı ihlallerinin de sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte doğrudan atış yapılmasının ötesinde insanların sağlık hizmetlerine ulaşabilmesini de engelleyen boyutu var” diye konuştu.

‘Ruanda ve Bosna’yı hatırlatıyor’

Yakın geçmişte yaşanan Ruanda ve Bosna soykırımlarını hatırlatan ve Kürdistan’da yaşanan sürecin insanlık için utanç kaynağı olan bu katliamlarla benzediğini belirten Fincancı, uluslar arası kamuoyunun sessizliğini eleştirdi. Fincancı şunları söyledi: “Bu süreçte bütün bu sokağa çıkma yasaklarıyla insanların, çoluk çocuk, kadın, yaşlı, katledilmesiyle Türkiye Cumhuriyeti devleti çok ağır bir yük altına girmiştir. Bu siyasi irade hepimizin yıllar sonra utanç içinde hatırlayacağımız günleri yaşamak zorunda bırakmıştır. Bu bana daha önce toplu mezarlarında çalıştığım Bosna’yı hatırlattı. Bosna’da da katledilen insanlara hiç ses çıkartmamıştı. Ruanda’da 1994’ta yaşanan soykırımı hatırlattı. Devlet Ruanda’da katliamlara seyirci kaldığı için suçlu bulunmuştu. Tekrar bir insanlık utancının Kürdistan’da yaşanmaması için uluslar arası kamuoyu ve Türkiye kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz; Her şey çok geç olacak o nedenle bir an önce herkesin en yüksek sesiyle bunu haykırması ve bu şiddetle mücadele etmesi gerekiyor.”
Fincancı son olarak insan hakları savunucuları olarak Kürdistan’da yaşananlara sessiz kalmayacaklarını söyledi.

http://www.bestanuce5.xyz/haberayrinti.php?id=230389#sthash.TueCMfYc.dpuf