MENÜ
ANA SAYFA English Kurdî
x

İnsan Hakları Savunucuları Yargılanamaz

BASIN AÇIKLAMASI
20.02.2026

20 Şubat 2026           

BASINA ve KAMUOYUNA

19 Mart 2025 Hukuksuzluğuna, Başta İşkence ve Diğer Kötü Muamele Olmak Üzere Yaşanan Hak İhlallerine İtiraz Eden 22 İnsan Hakları Savunucusu Hakkında “Cumhurbaşkanına Hakaret” İddiasıyla Dava Açılması Kabul Edilemezdir. Böylesi Yargısal Tacizlerle Suçlulaştırılarak İnsan Hakları Savunucuları Baskı Altına Alınmak, Savunuculuk İklimi Tümüyle Tahrip Edilmek İstenmektedir. İnsan Hakları Savunuculuğu Suçlulaştırılamaz, İnsan Hakları Savunucuları Yargılanamaz! 

Türkiye, 19 Mart 2025 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve kimi ilçe başkanları başta olmak üzere çok sayıda yurttaşın sabaha karşı yapılan operasyonlarla gözaltına alındıkları haberiyle güne başladı.

Siyasal iktidarın, halkın iradesine ve demokrasiye yönelik bu darbe girişimi toplumda büyük bir infiale yol açtı ve başta İstanbul’da olmak üzere Türkiye’nin pek çok yerinde yurttaşlar, hukukun üstünlüğü ilkesini, insan hakları ve demokrasi değerlerini korumak için sokağa çıktılar.

Toplumun demokratik itirazını bastırmak amacıyla önce İstanbul Valiliği, akabinde Ankara ve İzmir Valilikleri ile diğer mülki idare amirleri tarafından ilan edilen eylem ve etkinlik yasakları, başta İstanbul olmak üzere kentlere giriş çıkışların sınırlandırılması ve kolluk gülerinin barışçıl gösterilere yönelik şiddet kullanarak müdahale ve saldırıları sonucu toplanma ve gösteri özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, kişi güvenliği ve özgürlüğü, ulaşım hakkı ve seyahat özgürlüğü, iletişim ve bilgi edinme hakları ağır biçimde ihlal edildi. Gerek kolluk güçlerinin müdahaleleri ve gerekse sonradan yapılan ev baskınları sırasında gözaltına alınan binden fazla kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz bırakılarak özgürlüklerinden keyfi olarak alıkonuldu.

Gerçekleştirdikleri barışçıl gösteriler ile demokratik itirazlarını ortaya koyan bu kişiler, insan haklarına ve temel özgürlüklere, hukukun, demokrasinin ilke ve değerlerine sahip çıktıkları için uluslararası insan hakları belgelerinde ifade edildiği biçimiyle insan hakları savunucusudurlar.

İnsan hakları ile temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesinde bireylerin, grupların ve sivil toplum kuruluşlarının rolünü tanımlayan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi, herkesin tek başına veya başkalarıyla birlikte insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edilmesine karşı barışçıl faaliyetlerde bulunma hakkına sahip olduğunu açıkça belirtmektedir (Madde 12/1). Yanı sıra Bildirge, savunucuların bizzat devletin sorumluluğu altındaki ihlaller de dâhil olmak üzere, insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlaline yol açan fiillere karşı barışçıl yollarla tepki gösterdiklerinde, ulusal hukuk tarafından etkili biçimde korunmalarının sağlanmasını da devletlerin yükümlülükleri arasında saymaktadır (Madde 12/3).

Bugün İzmir 49. Asliye Ceza Mahkemesi’nde Cumhurbaşkanı’na hakaret ettikleri iddiasıyla yargılanan 22 insan hakları savunucusu da 19 Mart protestolarına katılmakla insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edilmesine karşı barışçıl faaliyetlerde bulunma haklarını kullanmışlardır.

Ne var ki, son yıllarda insan haklarına dayalı bir rejim fikrinin ve bu kapsamdaki uluslararası taahhütlerin hızla terk edildiği Türkiye’de savunuculuk faaliyetleri idari ve yargısal tacizlerle suçlulaştırılarak insan hakları savunucuları baskı altına alınmak istenmektedir. Söz konusu suçlulaştırma girişimleri, kolluk güçlerinin adeta rutin hale gelmiş kabul edilmez şiddet ve ihlallerini örtbas etmek, cezasızlıkla meşrulaştırmak ve hatta teşvik etmek amacıyla çok sık başvurulan bir idare tekniği haline gelmiştir.

Nitekim, 22 insan hakları savunucusuna “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla aylar sonra, zorlama delil ve gerekçelerle dava açılması da bu idare tekniğinin somut bir örneğini oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle bu, ihlalleri görünmez kılmak ve cezasızlığı tesis etmek amacıyla yapılan bir karşı hamle girişimdir.

Cumhurbaşkanı’na hakaret sebebiyle başlatılan soruşturma ve davalar özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini devraldığı Ağustos 2014 sonrasında büyük bir hızla artmış ve Cumhuriyet tarihinde daha önce görülmemiş sayılara ulaşmıştır. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2010-2014 yılları arasındaki beş yıllık dönemde Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle başlatılan toplam soruşturma sayısı 2.804, bu soruşturmalar sonucunda açılan kamu davası sayısı ise 690’dır. Buna karşılık Erdoğan’ın görevde olduğu 2015-2019 yılları arasındaki beş yıllık dönemde ise toplam 128.190 soruşturma başlatıldığı ve toplam 27.607 kamu davası açıldığı görülmektedir. Adalet Bakanlığı’nın güncel verilerine göre, sadece 2024 yılında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçunu da içeren “devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar” başlığı altında (TCK m. 299-301) 21.813 kişi hakkında soruşturma başlatılmış, 7.264 kişi hakkında kamu davası açılmıştır.

Aynı zamanda ifade özgürlüğünü hedef alan bu baskı ve sindirme politikası, Türkiye’nin ilk imzacılarından biri olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) de aykırıdır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 18 Ekim 2021 tarihinde karara bağladığı “Vedat Şorli v. Türkiye” davasında Cumhurbaşkanı’na hakaret gerekçesiyle cezai yaptırım uygulanmasını AİHS’nin 10. Maddesi’nin ihlali olarak değerlendirmiştir.

Kısacası bugün ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla yargılanan insan hakları savunucuları demokratik toplum düzeninin temelin oluşturan ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüklerini kullanmışlar ve yaşanan hak ihlallerini görünür kılmaya ve önlemeye çalışmışlardır. Yaptıkları hak savunuculuğu faaliyetinin doğası gereğidir. Bundan dolayı da hak savunuculuğu yargısal tacize maruz bırakılamaz. Dolayısıyla, yetkililere Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve taraf olduğu uluslararası belgelere uygun bir şekilde insan hakları savunucularını korumakla yükümlü olduklarını bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Sonuç olarak bu yükümlüğün gereği olarak, savunuculuk iklimini tehdit ve tahrip eden bir girişim olan bu dava derhal düşürülmeli, buna karşın 19 Mart protestoları sırasında başta işkence yasağı olmak üzere temel hak ve özgürlükleri ağır ve ciddi bir şekilde ihlal eden kolluk güçleri hakkında derhal etkin ve şeffaf bir şekilde soruşturma ve kovuşturma başlatılmalı, cezasızlığa son verilmelidir.

Adalet İçin Hukukçular Derneği

Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi

EGEÇEP Derneği 

Genç LGBTİ+ Derneği

Hak İnisiyatifi Derneği

Halkevleri Derneği

Halkların Köprüsü Derneği

İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği

İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi

İnsan Hakları Gündemi Derneği

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İzmir Şubesi

Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği

20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği