Seçmen iradesine fütursuzca müdahale edilerek HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediye başkanlarının görevden alınması ve ardından “toplantı ve gösteri hakkı”nı kullanmak isteyen yurttaşlara yönelik güvenlik gücü tarafından uygulanan “işkence” niteliğindeki şiddet hakkında bugün (22 Ağustos 2019) yaptığımız basın açıklaması aşağıdadır:

İşkenceyi derhal durdurun! Sorumluları Cezalandırın!

Ülke topyekûn olarak adeta bir işkence mekânına dönüşmüş halde… Ülkenin dört bir köşesinden her geçen gün daha da artarak gelen işkence görüntüleri karşısında yetkililer hiçbir şekilde sessiz kalamazlar… Hızlı ve etkin biçimde soruşturarak iddialara açıklık kazandırmak ve işkenceyi durdurmak tümüyle devletin görevidir.

19 Ağustos 2019 tarihinde İçişleri Bakanlığı kararı ile demokrasinin ilk ve olmazsa olmaz şartı seçmen iradesine fütursuzca müdahale edilerek HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediye başkanlarının görevden alındığının ve onların yerine aynı illerin valilerinin görevlendirildiğinin açıklanması ile birlikte son dört gündür bu “idari kararı“ protesto etmek ve eleştirmek için demokratik ve yasal hakları olan “toplantı ve gösteri hakkı”nı kullanmak isteyen yurttaşlara yönelik güvenlik gücü tarafından uygulanan şiddet “zor kullanma yetkisinin aşımı” değil doğrudan “işkence” niteliğindedir.

Nitekim Birleşmiş Milletler (BM) İşkence Özel Raportörü de, 20 Temmuz 2017 tarihinde yayınladığı “Gözaltı Dışı Yerlerdeki Zor Kullanımı ve İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezalandırma Yasağı” başlıklı özel raporunda son yıllarda tüm dünyada yaygın olarak yaşanan benzer örneklerin ışığında güvenlik güçlerinin toplumsal olaylara müdahale sırasında başvurduğu zorun (şiddetin) çok kolay biçimde ve sıkça sınırı aşarak işkence niteliğine vardığının altını çizmektedir. Söz konusu Rapor’un 47. Paragrafında bu durum  “toplantı ve gösteri hakkının kullanmak isteyen kişiler dahil belirli bir amaç doğrultusunda kaçma imkânı olmayan, ‘çaresiz’ bir kişiye yönelik acı veya ıstırap yaratma amaçlı kasti zor kullanımı, her zaman ağırlaştırılmış zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırma (işkence) olarak kabul edilecektir.” şeklinde ifade edilmiştir.

Aslında Van Valisinin en son yaptığı açıklamada olduğu gibi güvenlik güçlerinin işkenceye varan şiddetini bilerek ve pervasız bir şekilde sıradanlaştırma çabaları ile başta doğrudan şiddete/işkenceye maruz kalanlara ve onların yakınlarına daha da ötesi tüm topluma gözdağı verilmek istenmektedir. Van Valisinin açıklamaları gerçekten hazindir. Güvenlik güçlerinin şiddetini haklı göstermeye çalışırken mazeret olarak şiddet uygulanan kişinin ruhsal rahatsızlığı (şizofren) olduğunu hiçbir etik kaygı duymadan ileri sürebilmektedir.

Şimdi başta insan hakları savunucuları olmak üzere tüm toplum olarak merakla soruyoruz: Daha önce ne yapmış, hangi sucu işlemiş olursa olsun güvenlik güçleri tarafından kontrol altına alınan -hele ruh sağlığı bozuk olan- bir kişiye kask ve tekmeyle öldürürcesine defalarca vurmak ne anlama geliyor? Bu açık şiddeti uygulayan görevlilere yönelik nasıl bir tutum alınacak? Haklarında hemen etkin bir biçimde soruşturma mı açılacak, yoksa her zaman olduğu gibi “cezasızlık zırhı” ile korunmaya mı çalışılacak?

Soruları daha da çoğaltmak mümkün. Ancak ülke sathında bu yaşananlar karşısında insan hakları savunucuları olarak yıllardır bıkmadan, usanamadan ve ısrarla dile getirdiğimiz bir hakikati yetkililere bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: İşkence ve kötü muamelede bulunmak mutlak olarak yasaktır. İşkence yasağı hiçbir koşulda istisnaya tabi tutulamaz, işkence yasağının esnetilmesi için herhangi bir çekince ileri sürülemez. Yetkili makamlarda bulunanlar bu konuda emir ve talimat veremez.

Ulusal ve evrensel hukuk bu denli açık ve bağlayıcı iken ülkenin dört bir köşesinden her geçen gün daha da artarak yayılan işkence görüntüleri karşısında yetkililer hiçbir şekilde sessiz kalamazlar veya genel geçer ifadeler ile durumu geçiştiremezler. Hızlı ve etkin biçimde soruşturmak, soruşturma/kovuşturmaların selameti için bu emirleri verenleri ve uygulayanları geçici bir tedbir olarak derhal görevlerinden uzaklaştırmak, tüm kanıtları alenileşmiş olan işkencecileri cezalandırmak ve işkenceyi durdurmak tümüyle devletin görevidir. Bunun yanı sıra, işkenceye maruz kalanların “telafi/zararın karşılanması” haklarının gerekleri de eksiksiz olarak yerine getirilmelidir.

Sonuç olarak, işkence gerçeğini yadsımaya yönelik tüm çabalara karşın bizler hiçbir şekilde sessiz kalmayacağız ve hakikatin üstünün örtülmesine izin vermeyeceğiz. Varlık sebebimize dayalı olarak işkencenin tespit ve belgelenmesi, işkenceye maruz kalanların tedavi ve rehabilitasyonları dahil onarım ve hukuki süreçlerinde görev ve sorumluluklarımızı etkin bir şekilde ve kararlılıkla sürdüreceğimizi, işkenceye maruz kalan tüm insanların onurlarıyla yaşayabilmeleri için bütün olanaklarımızla yanlarında olmaya devam edeceğimizi bir kez daha kamuoyu ile paylaşmak isteriz.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı

Paylaş