BASINA ve KAMUOYUNA

4 Şubat 2020, Diyarbakır

Kamuoyunun yoğun tepkisine rağmen geçtiğimiz günlerde “Çarşı ve Mahalle Bekçileri Hakkında Kanun Teklifi” TBMM İçişleri Komisyonunda görüşüldükten sonra kabul edilerek Meclis Genel Kuruluna sunuldu.

Tasarının genel gerekçesinde özetle; “yasanın temelinin Osmanlı dönemine kadar uzandığı, 1966 tarihli 772 sayılı yasanın ihtiyacı karşılamakta yetersiz kaldığı, güvenlik ihtiyacından kaynaklanan bu yasanın halkın sorunlarının halka yakın ve problemleri sahada çözmeyi amaçladığı, Emniyet ve Jandarmaya yardımcı olmak üzere adli, önleyici ve koruyucu görev ve yetkilerle donatılan silahlı bir kolluk olarak düzenlenmesi” şeklindedir.

Mahalle bekçilerine; yurttaşları durdurarak arama ve kimlik sorma, üst ve araçlarını arama, el koyma yetkilerinin yanı sıra 2559 sayılı PVSK’nın 16. Maddesi gereğince silah kullanma yetkisi de verilmiştir.

Kanuna göre yapılacak sınavda başarılı olanlar İçişleri Bakanının onayıyla aday memur olarak atanacak ve atandıktan sonra eğitimleri yapılacaktır.

Genel kolluğa bağlı yardımcı statüdeki bekçilerin sunulan yeni kanun teklifi ile genel kolluğun hemen tüm yetkileri ile donatılmıştır. Bu durumda sorulması gereken soru şudur; genel kolluk varken, hemen hemen aynı yetkilerle donatılmış alternatif bir kolluk rejimi oluşturmanın amacı nedir? Bu soru yasanın ne genel gerekçesinde, ne de madde gerekçelerinde tatmin edici bir şekilde açıklanmamıştır.

OHAL döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle silah kullanma yetkisi kolluk kuvvetleri ile kendilerine görev verilen özel kolluk kuvvetleri ve silahlı kuvvetler mensuplarına ait olduğu düzenlenirken buradaki özel kolluk kuvveti düzenlemesi ile bugünün provasının yapıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Yine aynı dönemde resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın, eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilere yönelik herhangi bir cezai yaptırım uygulanmayacağı hüküm altına alınarak hem işkencenin hem de cezasızlığın önü açılmıştır. Kamuoyuna bir güvenlik hizmeti gibi sunulan düzenlemeler işkenceye açık kapı haline gelmektedir. Makul şüphe gerekçesi ile durdurulan ve GBT sorgusu sırasında kolluğun fiziksel şiddetine maruz kalanların yanı sırayine bu paralel kolluk rejimi mensuplarına silah kullanma yetkisi verilmiş olması; yeni yargısız infazlara, aşırı ve gereksiz güç kullanımı sonucu ölümlere açıkça davetiye çıkarmaktadır. Polisin gereksiz silah kullanması sonucu  Medeni Yıldırım, Kemal Kurkut, Recep Hantaş, Özgür Arda, Ferit İli, Ethem Sarısülük ve daha onlarca kişinin yaşamını yitirdiğini hatırda tutarak, bekçilere silah kullanma yetkisi verilmiş olmasının, yaşam hakkına yönelik daha fazla tehdit anlamına geleceğini ve daha fazla kişinin “devlet kurşunu” ile ölümüne yol açacağını kamuoyuna duyurmak isteriz.

Polis şiddetinin bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, hiçbir eğitim almadan göreve başlatılan üstelik de silah kullanma yetkisi ile donatılan bu güçlerin daha fazla ölüm, mağduriyet ve hak ihlali üreteceğinden kuşkumuz bulunmamaktadır.

Yurttaş ile sürekli iç içe görev yapan bu personelin polis ve jandarmadan gerek insan hakları konusunda, gerekse sosyal ve psikolojik açıdan daha uzun eğitim süreçlerine tabi tutulması gerekirken, sadece bir sınav sonrası atamalarının yapılması ve eğitim süreçlerinin de atama sonrasını bırakılması,devletin, yaşam hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklere karşı nasıl bir kayıtsızlık içinde olduğunu göstermektedir.

Yine Ceza Muhakemesi Kanununa (CMK) göre zorunlu haller dışında hakimin iznini gerektiren “el koyma” yetkisinin bekçilere tanınması, yurttaşların can güvenliğinin yanı sıra mal güvenliğini de tehdit edecektir. Hakim iznine tabi el koyma yetkisinin, hiçbir eğitimden geçmeyen ve silah kullanma yetkisi ile donatılmış paralel kolluk personeline tanınmış olmasını hukuken açıklamak mümkün olmadığı gibi hukuk devleti ilkeleri açısından kabul edilebilir bir uygulama değildir.

Bu düzenleme yaşam hakkının yanı sıra gösteri ve yürüyüş hakkı, özel hayatın gizliliği, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı gibi temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran ya da önemli ölçüde kısıtlayacağını vurgulamak isteriz.

Türkiye’de hükümet ve devlet bürokrasisi, son yıllarda özgürlük ve güvenlik denklemindetercihini salt güvenlikten yana kullanmaktadır.Özgürlük ise gereksiz bir teferruat olarak değerlendirilmekte ve öyle muamele görmektedir. Bu yasa ile özgürlük bir kez daha güvenlik için kurban edilmiştir. Bu eleştirilerimiz kolluk görevlilerinin karıştığı adli meselelerdeki “cezasızlık politikası” ile birlikte değerlendirildiğinde durumun vahameti daha net bir şekilde anlaşılacaktır.

Bu nedenle bizler daha fazla ölüme yol açacak, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak ve kısıtlayacak bu yasa tasarısının tümden geri alınması çağrısında bulunuyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Diyarbakır Barosu

Diyarbakır Tabip Odası

HAK İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği

İHD Diyarbakır Şubesi

TİHV Diyarbakır Temsilciliği

Paylaş